Asayiş
Giriş Tarihi : 01-02-2022 13:12   Güncelleme : 01-02-2022 13:12

Yapıcıoğlu’ndan hükümete çağrı

Siyonist rejim ile ticari, iktisadi, askeri hiçbir işbirliği yapılmamalı!

Yapıcıoğlu’ndan hükümete çağrı

Türkiye-siyonist rejim ilişkilerini sert dille eleştiren HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, “Hiçbir şekilde siyonist rejimle ilişki kurmamak, onun devlet olma vasfını tanımamak lazım. Onunla ticari, iktisadi, askeri hiçbir işbirliği yapılmamalıdır.” dedi.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Rehber TV’de Olcay Ersoy’un sunduğu “Rehber Gündem” programında dış gündemin öne çıkan başlıkları; Türkiye-siyonist rejim ilişkileri, Rusya-Ukrayna krizi ve Afganistan meselelerine dair değerlendirmelerde bulundu.

Farklı İslam ülkelerinin siyonist rejimle normalleşme adımlarına da şiddetle tepki gösterdiklerini söyleyen Yapıcıoğlu, hiçbir şekilde normalleşmeye gidilmemesi gerektiğini ifade ederek “Siyonist rejimle ilişki kurmak, kendinin ona köle olduğunu kabul etmek demektir.” dedi.

Rusya-Ukrayna krizine değinen Yapıcıoğlu, “Öyle görünüyor ki Rusya, Suriye’de istediklerini aldığı gibi Kırım’da da Donbas Bölgesinde de istediklerini aldıktan sonra bu gerilim kademeli bir şekilde düşecektir.” dedi.

Gündemin bir diğer sıcak başlığı olan Afganistan meselesinde de BM’yi eleştiren Yapıcıoğlu, “Küresel sistemin adil olmadığı, Birleşmiş Milletlerin mevcut yapısının dünyadaki sorunları çözmediği hatta kendisinin sorun olduğu Afganistan’la ilgili son bir yılda yaşananlar ile net olarak ortaya çıkmıştır.” dedi.

Türkiye-siyonist rejim ilişkileri

“Hatırlarsanız Davos’taki ‘One minute’ hadisesinden sonra ilişkiler bir iniş seyri izlemişti. En azından siyasi anlamdaki ilişkiler. Ekonomik ilişkiler o zaman da tırmanıştaydı, gittikçe artıyordu. Şöyle bir gerçekliğimiz var. Oradaki Siyonist rejim ‘israil devletini’ ilan ettiğinde İslam ülkeleri arasında ilk tanıyan Türkiye’dir. Bu gerçekliği bir kenara not edelim. ‘One minute’ hadisesinden sonra bile ticari ilişkiler hiçbir zaman gerilemedi, arttı o dönemde. Daha sonra Mavi Marmara hadisesi yaşandı. Mavi Marmara hadisesi yaşandıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanın bazı istekleri oldu. Büyükelçi geri çağrıldı. ‘Bu şartlar yerine gelmeden asla büyükelçi gönderilmeyecek’ dendi. Siyonist rejim hiçbir geri adım atmadı. Resmi yetkisi olmayan vakıf bir miktar ödeme yapacağını ama bunu bir lütuf olarak göndereceğini kabul etti. İngilizce metninde paranın herhangi bir şeyin karşılığı olmaksızın ödendiğine dair bir kelime vardı. O anlaşma gereği siyonist rejimin yetkilileri hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava düşürüldü. Davanın bir takipçisi de bizdik. Birkaç duruşmasına da ben girdim. Herhangi bir tazminat davasının açılamayacağı, açılırsa bunun hazine tarafından ödeneceğini Türkiye kabul etti. İlişkiler bir seyir izlemeye başladı. Yavaş yavaş yükselmeye başladı. Şu anda da tam bir normalleşmeye doğru gidiyor.

Hatırlayalım Fas’tan körfez ülkelerine kadar çok farklı İslam ülkeleri siyonist rejimle normalleşme adımları onu tanıma yönünde irade beyanları gündemdeyken biz şiddetli tepki gösterdik. Dedik ki Siyonist rejimle normalleşme, onu normal bir devletmiş gibi kabul edip onunla iktisadi, siyasi, diplomatik ilişkiler kurma Filistin Davasına ve İslam Ümmetine ihanettir dedik. Bunun sıfatı değişmiyor. Kim yaparsa yapsın aynı şeydir. Hatta o dönem hatırlarsanız hükümet yetkilileri de tepki gösteriyordu. Körfez ülkelerini eleştirirken bunu dile getiriyordular. ‘Siz nasıl Müslümansınız, siz nasıl Arap’sınız?’ Tabi şimdi siyonist işgal rejimi ile ilişkiler kurmak sadece Arab’a mı haram. Biz diyoruz ki israil diye bir devlet yoktur. Devlet için 3 temel şart vardır. Bir devletin tanımında 3 temel unsur vardır. Sınırları belli bir toprak parçası olacak. O toprak parçası üzerinde yaşayan bir millet olacak ve egemenlik olacak. Bunu Sayın Cumhurbaşkanı da dile getiriyor. İsrail denen şebekenin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor. Var mı bunun tarifini yapabilecek. Birinci adımda bunun devlet olmadığı ortaya çıkıyor. Belli bir sınır yok. Çünkü o gözüne öyle bir coğrafyayı kestirmiş ki tamamen terör eylemleriyle o hedeflerine adım adım ilerleme noktasında gözünü karartmış. Çünkü aslında biraz önce söyledik küresel sistem, Birleşmiş Milletler, uluslararası sistem onlara çalışıyor. Daimî üyelerin hiçbiri onunla bozuşmuyor. Amerika bütün gücüyle zaten arkasında hatta onun merkebi olmuş durumda. Siyonist lobi Amerika’dan ne istiyorsa Amerika onu uyguluyor. Başkan değişmiş, başka partiden biri yönetici olmuş hiç değişmez. Bundan dolayı sürekli zulmeden Birleşmiş Milletlerden bazen bu yapısına rağmen Siyonist rejim aleyhine kararlar çıkar ama o kararlar hiçbir zaman uygulanmaz.

“İşgal çetesiyle ticari, iktisadi, askeri hiçbir işbirliği yapılmamalıdır”

Evet, dünya beşten büyüktür. Parti programımızı yazdığımızda bu manaya çıkacak şeyler yazdık. Dedik ki bu sistem sürdürülebilir değildir. Eğer siz bu sözün sahibiyseniz, eğer o körfez ülkeleri ya da mağrip başta olmak üzere Afrika’daki diğer İslam ülkeleri Siyonist rejimle ilişki kurduğunda siz ona ağır laflar etmişseniz o zaman siz ne yaptığınıza dikkat edeceksiniz. Hükümetin attığı bu adımlar yanlıştır. Bize göre mevcut ilişkiler de tamamen koparılmalıdır. Hiçbir şekilde oradaki Siyonist rejimle ilişki kurmamak, onun devlet olma vasfını tanımamak lazım. Onunla ticari, iktisadi, askeri hiçbir işbirliği yapılmamalıdır. Bunun Filistin davasına etkisi ne olur. Bu Filistin davasına ciddi bir şekilde zarar verir. Hiçbir şey yapmasa Filistin’deki direniş gruplarının moralini bozar. Onlar kendilerine ihanet edilmiş olarak hissederler. Kendilerinin yalnızlaştığı gibi bir hisse kapılırlar. Hoş tek başlarına kalsalar da direnişten vazgeçeceklerine ihtimal vermiyorum. Gazze’deki direniş hareketleri İslami Cihat ve HAMAS bile siyonist rejimi devlet olarak kabul etseler biz kabul etmeyeceğiz Allah’ın izniyle. Daha ötesi var mı?

Siyonist rejimle ilişki kurmak, kendinin ona köle olduğunu kabul etmek demektir. Siyonist rejimin inancı bu. Siyonistler diğer insanların hiçbirini kendilerine denk olarak görmüyorlar, bundan sonra da görmeyecekler. Siyonist rejim kendilerini seçilmiş bir halk olarak görüyorlar. Allah’ın Yahudiler dışındaki bütün insanları Yahudilere hizmet etmek için yarattığına inanıyorlar. Bu, adamın inancı. Adam diyor ki ben biriyle otururum anlaşırım, ticaret yaparım, sırtına binerim. Onunla işim bitince başka bir merkep bulur onun sırtına binerim. Bütün insanları merkep görüp sıraya koyan birbiriyle nasıl şerefli bir ilişki kurabilirsiniz ki? Siz ne zaman onların zelil bir halde size teslim olduklarını gördünüz tamam evet onları zelil olarak bize teslim olurlarsa emin olsunlar ki biz onlara zulüm yapmayacağız. Onlar zelil bir şekilde teslim olmadıkça onlar bizi denk olarak görmüyorlar ki biz onlarla eşit düzlemde ilişki kurulacak insanlar görelim. Adam bu fikrinden vazgeçmiyor. İnancı bu.”

Rusya-Ukrayna krizi

NATO Ukrayna’yı destekliyor mu yoksa onu ateşe mi atıyor. Doğrusu bu soru henüz netlik kazanmadı. Bu sorunun cevaplarını zaman içinde göreceğiz. Bugün Rus dışişleri bakanının bir açıklaması vardı. Diyor ki, biz Ukrayna ile savaşmak istemiyoruz. Yani eğer biz vereceksek biz böyle bir karar vermeyiz. Ama bu Ukrayna’ya bağlı. Belki bu söylemi biraz tahlil etmek gerekiyor: Ukrayna bizim dediklerimizi yaparsa, biz Ukrayna ile savaşmayacağız. Herhalde bütün dünyanın desteğini isteyen ve askeri güç olarak bir başına kalırsa Rusya ile baş edemeyecek olan Ukrayna Rusya’ya savaş ilan edecek değil. Bana sorarsanız, orada bir savaş çıkma ihtimali var mı? Topyekûn bir Doğu Batı savaşı çıkma ihtimalini zayıf görüyorum. Amerika’ya kalırsa Amerika bu gerginliği daha da tırmandırmak ister. Belki İngilizlerin, İngiliz başbakanının, yetkililerin açıklamalarını da bu şekilde okumak gerekiyor. Biliyorsunuz İngiltere Brexit ile Avrupa Birliği dışına çıktı. Başını Fransa’nın çektiği Avrupalı bir damar Amerika’nın belki baskılarından veya onun buyurgan tutumundan rahatsızlar ve onlar da kendi başlarına bir siyaset izleme hatta dünya siyasetine yön verme noktasında bir şeyler yapma düşüncesindedirler. Amerika bir yandan istiyor ki onlar Rusya ile bir gerginlik yaşayarak Amerika’ya muhtaç olduklarını daha fazla hissetsinler. Bu sebeple kanaatimce Amerika istiyor ki gerilim yükselsin, tansiyon yükselsin. Hatırlayın daha önce de söyledim; Trump döneminde Fransızlara yönelik kullandığı bir cümle vardı: ‘eğer biz olmasaydık siz bugün Almanca konuşuyor olacaktınız.’ Siz Alman istilası altında bulunuyor olacaktınız. Şimdi eğer Ukrayna’ya yardım edecekse Batı, bu söyledikleri konusunda çok samimilerse o zaman Rusya Kırım’ı ilhak ettiğinde neredeydiler? Bana sorarsanız Rusya bütün olarak Ukrayna’yı eski Sovyetler Birliği’nin parçasıdır, Rus İmparatorluğu’nun parçasıdır, bütün olarak ilhak edeceğim düşüncesinde olduğunu sanmıyorum. Belki Rusya ölümü gösterip sıtmaya razı edecek. Nedir ölüm: ‘Ben Ukrayna’yı bütün olarak işgal edebilirim.’ Ben Kırım’ı ilhak ettim. Siz Kırım’ı Rusya toprağı olarak kabul edin diye Batıya dayatacak. Yine Ukrayna’nın doğusunda Rusça konuşan bir halk var. Belki onları yarın öbür gün özerklik, ya da federasyon şeklinde yapılandırılmasını isteyecek. Şu anda zaten fiilen orada bir defacto bir durum oluştuğundan ileriki aşamada -1939’da Hatay’ın önce bağımsız olması sonra da Türkiye’ye katılması gibi- belki o bölgeler de kendi parlamentolarını oluşturup Dombas bölgesinde biz Rusya’ya bağlanacağız diye parlamentoda karar alacaklar. Diğer ülkelere de Avrupa başta olmak üzere tanıyın diyecek. Tanımazsanız ben bununla yetinmem. Ben bu gerginliğin tırmanma sebebi olarak bunun görüyorum. Rusya böyle bir satranç oynuyor. Hatırlayın Kazakistan’a aralarındaki anlaşma gereği oradaki gerginliği sona erdirmek, gösterileri bastırmaya asker göndermek için şartlar koştu. Şartlarından birisi de Kırım’la ilgiliydi. Bizim Kırım’ı ilhak kararımızı tanıyacaksınız. Rusçayı ikinci resmi dil yapacaksınız. Şimdi Rusya diyecek: Rusça ikinci resmi dil olacak. Dombas bölgesinden de vazgeç. Biz seninle iki komşu olarak yürümeye devam edebiliriz. Zaten fiilen oraları almış olan Rusya Batı’nın tehditlerine de pabuç bırakacak gibi görünmüyor. Güney Osetya’yı ve Gürcistan’daki durumu hatırlayalım. Orada da yine Batı dünyası ‘biz izin vermeyeceğiz, Rusya Gürcistan’a giremeyecek’ demişti. Rusya tanklarını gönderdi. Ben gidiyorum buyurun kim beni durduracakmış gelsin dedi. Gitti orada yapmak istediklerinin hepsini yaptı ve Batı da hiçbir şey yapmadı, yapamadı. Bugün de böyle. Bugünkü haliyle belki Amerika uzakta olduğu için davulun sesi uzaktan hoş gelir diye oradan gerginliği tırmandıracak sözler sarf ediyor olabilir ama Avrupa Rusya’yla çatışmak istemez. Öyle görünüyor ki Rusya Suriye’de istediklerini aldığı gibi Kırım’da da Donbas Bölgesinde de istediklerini aldıktan sonra bu gerilim kademeli bir şekilde düşecektir.

Eğer Türkiye NATO için veya NATO’nun lokomotifi olan Amerika için Rusya’yla bir savaşa girişirse veya ilişkileri bozarsa akıllıca bir şey yapmış olmaz. Değirmenin iki taşı arasına yani iki süper gücün arasına Türkiye girerse arada ezilir. Buna hiç gerek yoktur. Bence Türkiye şu anda yaptığı gibi ‘biz arabuluculuk görevi yapmak istiyoruz’ demesi doğru bir harekettir. Gerginliği durdurmak için çaba harcayabilir. Bu Türkiye’nin savaşı değildir. Türkiye bu savaşın tarafı, hatta gerginliğin tarafı olmamalıdır.

Afganistan

Küresel sistemin adil olmadığı, Birleşmiş Milletlerin mevcut yapısının dünyadaki sorunları çözmediği hatta kendisinin sorun olduğu Afganistan’la ilgili son bir yılda yaşananlar ile net olarak ortaya çıkmıştır. Belki Rus işgalinin başladığı 1979 yılına kadar gidersek o dönem Rusya orayı işgal etti. Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyesi olduğu için ve tek başına veto hakkı olduğu için güvenlik konseyinden onun aleyhine karar alınamadı. Çünkü işgal eden güvenlik konseyi üyesiydi. Rus işgali sona erdi. Birkaç yıllık bir Taliban yönetimi ondan önce grupların birbirleriyle çatışma dönemi sonra da 2001’de Amerika’nın orayı işgal edip 20 yıllık savaştan sonra Amerika’nın istediklerini elde edemeden oradan çıkması… Ben şuna şaşıyorum; Amerika’nın orada işgalci olduğu belli. Kendilerince bir tarih veriyorlar. Falan grup teröristtir. Biz küresel çapta terörle mücadele ediyoruz. 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika bir karar aldı. El-Kaide geldi ikiz kulelere saldırdı. Bu gerekçeyle bir işgal başlattı. Benzer gerekçelerle Irak’ı da işgal etti. Şimdi Amerika oradan ayrıldı ama oradan ayrılırken kendine göre bir yönetim oluşturmuştu orada. Amerika taraftarı, Amerika bağımlısı Eşref Gani başkanlığında bir hükümet ve 350 bin kişilik de Afgan ordusu donatılmıştı, silahlarını vermişti, teçhiz etmişti. Kendine göre bir plan yapmıştı. Biz buradan ayrıldıktan sonra 350 bin kişilik bir ordu var. Öte taraftan da Taliban diye bir grup var. Ben Taliban’la savaşıp kayıp vereceğime Afganlar birbiriyle savaşsın dedi. Ama Amerika daha çekilmesini tamamlamadan Eşref Gani de oradan ayrıldı. Neticede şu anda Taliban orada yönetime geldi. Şu anda Afganistan halkının kabul ettiği bir hükümet var. Yeri geldiğinde kimse kimsenin içişlerine karışmasın diyorlar. Ama Gazze’de HAMAS iktidara geldiği dönemde olduğu gibi vay siz nasıl HAMAS’ı iktidara getirirsiniz diye bütün Gazze’yi cezalandırıyorlar. Filistin halkını cezalandırıyorlar. Şimdi de diyorlar bizim istemediğimiz birisi. Tamam, Afgan halkı seçmedi ama siz neden Taliban’a karşı çıkmadınız diye cezalandırıyorlar. Belki dil ile söylemiyorlar ama fiilen yaptıkları şey bu. Afgan halkının parası olan milyarlarca doları bloke etmişler, göndermiyorlar. Afganistan 3 trilyon dolarlık yeraltı zenginliklerin üzerinde ama açlıkla savaşıyor. Siz dışarıdan para gönderemiyorsunuz. Bankacılık sistemi çalışmıyor. Küresel sistem dört bir tarafa parmak sallıyor. Siz yeni Afgan hükümetini tanımayacaksınız. Onlarla herhangi bir ilişki geliştirmeyeceksiniz. Çok korkunç bir ambargodur bu.

42-43 yıldır işgallerle, savaşlarla iç savaşlarla boğuşan bir halkı siz topyekûn cezalandırıyorsunuz. Gıda sıkıntısı çekiliyor. İnsanlar karınlarını doyurabilmek için bir iş bulabilenler de sefalet ücretleriyle çalışmak zorundalar. Çünkü piyasada para yok, mal yok. Böyle bir halkı açlıkla terbiye ederek Batı dünyası vahşi yüzünü bir kez daha gösteriyor. Benim istediğim gibi bir yönetim olmazsa ben komşuların ona bir çuval un göndermesine bile izin vermeyeceğim. Afganistan’ın bu halde olmasına gerçekten insan şaşıyor, hayretler ediyor. Afganistan’daki Peştu nüfusundan daha fazlası Pakistan’da oturuyor. Aynı halk. Bunlar birbiriyle akraba. Öte taraftan Amerika’yla ilişkileri kopuk, ilişkileri bozuk olan bir İran var. Bunlar Afganistan’la sınır komşusu. Böyle iki komşusu varken Afganistan’ın böyle sıkıntı çekmesinin üzerinde de ayrıca düşünmek lazım. Amerika’nın veya Batı dünyasının ambargo kararına uymak hele hele komşuların böyle bir şeye uyması bize küresel sistemi de yeniden sorgulamak gerektiğini hatırlatıyor. Öyle bir sistem kurulmuş ki siz kendi kardeşinizle onlar istemeden ticaret yapamıyorsunuz. İzin vermiyor. Bırakın yardımı siz paranızla ticaret bile yapamıyorsanız bu küresel sistemin ne kadar vahşi olduğu ve değiştirilmesi gerektiği noktasına gelinmiştir.”